Bugünkü yazımla başta, belediye başkanlarının dün demediklerini bırakmadıkları AK Partili olduğu, tutuklu olanların ise ‘zorunlu’ bir birini jurnallayan, itirafçı olduğu, topukluların topukladığı CHP olmak üzere son seçimde 4 vekillik karşılığında AK Parti ile ittifak kuran HÜDAPAR’ı kıskandıran bir suskunluk içine girmiş olan, helvacıların hewalleri pasivize ettiği DEM’in iyiden iyiye susup, sanki yokmuş gibi ortalıkta görünmediği, hak, hukuk diyerek 70’li yılarda Ardahan’da yürüyüş yapan gençlere sahip çıktığında, ‘Rusya bilgi veriyor..’ diye suçlanan babamın Diyarbakır zindanlarına yollayan davaya benzettiğim İmamoğlulu ‘casusluk’ davalı, süper lige çıkan yeşil, kırmızı ve sarı değil beyaz olan ama birilerien br hayli gol attığı, atacağı alenen görünen Amedspor’un tartışıldığı ülke gündemini yanında dünya gündemine bakacaktım.
Ve sarı bölgeyi 2 gün içinde siyah sakallılara bırakan anlayışın şimdi de Kürtçeyi “Ulusal dil” olarak tanımlayan, Lazikesine Türkmen valinin atandığı Şam yönetiminin Arapça tabela ısrarına boyun eğmesi, İran’ın elinde ki Uranyumu isteyen Amerika’nın Golan tepelerini aşıp, Şam’a kadar gelirken yerle bir ettiği cola dökerek kurtaramadığımız Gazze’den sonra Lübnan’ın- yarısını işgal eden İsrail’in yaptıklarını gölgelemesi gibi ülke de ve dünya da yaşananları yorumlama hazırlanırken bana sürtünüp, birilerine yaranma hesabı yapanlarına tayfasına Saffet’in emekli kalaycı avukatlarının da katıldığını görüyor ve yerele dönüyordum.
Çünkü, ‘Saffet’in emekli kalayıcı avukatları’ dediklerimden birinin yani Kobuğ yemişlerin çok olduğu memlekette paçaya yapışıp, bir adım ileri atanları kendilerinden aşağı çukura çekmek isteyenlerin kervanına takılan, türkücünün trolleriyle yarıştıklarını görüyor, takip etmekte zorlandığım onca sanal sayfada yaptığım haber paylaşımlarımın altına hazır, ve kendisinin değil, sanki Saffet’in kendisince hazırlanmış gibi görünen ‘al/yapıştır’lı yazılardan bir yenisinin eklediğini okuyordum..
Ve bunu yazanın benim paçama yapışıp, bana sürtünerek ünlü olmak değil, başta türkücüye olmak üzere eleştirdiklerimi gönüllü trollüğünü, avukatlığını yaparak, ya çel çocuğuna işe koymak yada bankamatik kartı almak ve yada onlara yaranmak isteyenler kervanına takılanlar misali Saffet’e yaranmaya çalışan, Sarzepli bir emekli bir kalaycı idi.
Şu adı, sanı unutulan merkezi nerde olduğu bilinmeyen, en son kayığa bindirildiğin gördüğüm ARDAFED’in Başkanlığını yaptığım süre içinde iki dönem boyunca bana da başkan yardımcısı olan Yener Bayrakçı’nın başkanlık yaptığı dönem de üyesi olmadığı İstanbul’da ki kendi köy derneğinin Sulakyurt yani Sarzep köyünün hemen karşısında ki çayırlık alanda oluşturmaya çalıştığı ormanlığın iki fidanına sahip çıkılamayan, köylüsü AK Parti’nin ilk Ardahan milletvekili olan Kenan Altun’un hem de AK Parti’nin en güçlü döneminde milletvekili olmasına rağmen alt yapısız köyünün girişi gibi sonunun da çamur içinde olduğunu da bi haber olduğunu da hatırlıyordum.
Ve bu Saffet’in kalaycı emekli avukatının, bir zamanlar sineması bile olan, Malakanların yaşayıp, insanlığın yanı sıra şehir planının bir köyde bile uygulanabileceğinin en güzel örneğini yaşattığı, İSTOÇ gibi İstanbul’un ekonomisinin döndüğü merkeze yılarca başkanlık eden Nahit Kemalbey ailesinin kızının HDP eş Başkanlığına kadar yükseltildiği, ‘can veren’ dediğim ve ”Ardahan’a mahalle olarak bağlanmalı’ dediğim, Sahara tünelini bekleyen Şavşat yolu üzerinde ki Sarzep köylü, yaş 70’miş iş bitmiş denen soy adının hakkını veren kalaycı biri olduğunu öğreniyordum.
Ve soyadını taşıyanların hepsinin sağcı olduğu kendisi solcu geçinip, merdiven altı matbaalarda bastırdığı kitaplarını satmak için köprü altlarına kadar düşen söze yazar köylüsünü kıskandığından olacak ki; İstanbul Maltepe sahilinde benim, ilkini yaptığım ve benden sonra son olan 3 günde 2.5 milyon inanın aktığı ‘Ardahan’ı Tanıtım Günleri’nde kuruduğum ‘Kültür Sokağında’ birlik sayemde Ardahan’ı köyünü hatırlayan ve giden köylüsü ile yarıştığını düşündüğümden kendinse hem yazar, hem de araştırmacı diyen ama benim, ‘Saffet’in Emekli Avukatlarından biri’ dediğim Muharrem Kalaycı’nın aşağıda ki bana yönelik yazdığı son yazısını okuyordum.
Ve ülke, dünya gündemini bir kenara bırakıp, yerele dönerek siz okurunda her sorusunun altına cevabını verdiğim o yazıyı okumanızı ve ‘kim haklı, kim Saffet’in kalaycı avukatı, kim bu memleketin sahtekarı, sevdalısı olduğunu ve en önemlisi, 1992 yılında 174 bin nüfus ile 3 belde ile 240 köy ile vilayet olup, bu memleketin 15 yılını boşa harcayan Saffet başta olmak üzere seçtiği siyasilerinden beklediğini alamadığından her yıl bin ila bin 500 kişinin göç etmek zorunda kaldığı ve bugün nüfusu neden 90 bine kadar düştüğünü sormanızı düşünmenizi istediğim ‘bu memleketimin 15 yılını çalanların ben mi, feto ile fotoğrafı bulunan Saffetler mi, türkücüler mi yoksa bunları yazan, bunların kalayıcıları, yağcıları ile mücadele eden gazeteci olan ben miyim?’ diye not vermenizi isterim..








