10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bende hem Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, hemde bir gazeteci olarak çalışan ile çalışmadan gazetecilik yaşananları bir birinden ayıran bir yazı ele almaya çalıştığım bir esnası da sınır ötesinde bulunan iki ülke de, İran ve Suriye'de yaşanan çatışmalara göz atıyor ve çalışan, çalışılmayan gazetecileri siz okurlara bırakıyor, ülkenin Kafkas sınırından Güney sınırına doğru uzanıyorum.
Ve, memleketim Ardahan'da havaalanı olmadığından o hayale ettiğimiz hava değil, yer uçağı denen otobüsle ülkenin diğer bir sınır kenti Ardahan'dan en büyük kenti İstanbul'a doğru yol alırken yol hikâyesi haberlerimde "Arada bir yoldan çıkın.." dediğim o yollardan birinden daha yeniden yazmaya başlıyorum..
Ve yazıma başlamadan önce 'Son dakika!..' olarak ajanslara düşen bir habere kısaca bakıyor, okuyor ve yorumlamaya başlıyorum..
Önce o haber neymiş bir ona bakalım mı?
'ABD Başkanı Donald Trump, Rojava’da Fırat’ın doğusunda kalan bölgede Türkiye'nin operasyon düzenlemesi muhtemel bölgede bulunan 50 ABD askerinin bölgeden çıktığını duyurdu.'
Yani Venezuela Başkanını eşiyle birlikte ülkesinin simgesi olan saraydan alıp, kaçıran, Danimarka'nın adalarına göz koyan Trump beni haklı çılarıyor gibiydi..
Çünkü bu konuda onca yazdıklarımızın satır aralarında, bizzat sorulduğunda paylaştığım fikirlerim de sık sık dile getirdiğim ve 'Sıra da İran var..' diyenlerin bu tezine karşı çıkıp, 'Asıl tehlike Suriye'de yaşanacaklara!.. Aman aman siz asıl buna dikkat edin..' dediğim oluyor gibiydi..
Ve, son günlerde yaşananlara bakınca, 'Ben Haklı çıktım...' demek istemesem de Trump'un Twitter paylaşımında, "Kürtler bizimle savaştı ancak bunu yapmaları için onlara çok para ödendi ve teçhizat verildi. (Kürtler) Yıllardır Türkiye'ye karşı savaşıyorlar. Bu savaşı 3 yıl boyunca engelledim ancak bizim için bu saçma, çoğu aşiret kaynaklı, sonu gelmez savaşlardan uzaklaşmamızın ve askerlerimizi eve geri getirmenin artık zamanı geldi" ifadesi sanki beni haklı çıkarıyor, çıkaracak gibime geliyor.
Çünkü, benim Esad'ın yani Esed'in gitmesi ardından ele aldığım onca yazım, yaptığım program ve özel sohbete 'Sıra da İran var..' tezini hiç onaylamayan benim, 'Siz dua edin ki ABD Suriye'den çekiliyorum' tezim sanki korktuğum olacakmış gibi kara kara düşünürken, 'Halepi de temizledik..' başlıklarıyla yaşananlara gaz veren havuz medyalı, yeni bir barış dönemeci diyen Ankara'nın da bu yönde bir hayli tedirgin olduğunu ve İran'dan önce Suriye'de yaşananları ince eleyip, sık dokuduğu gibi yaşanması muhtemellere karşı tetukte olduğunu görüyor, izliyor, soruyor, öğreniyorum..
Evet, 'ABD'ye güvenmeyin..' dediğim Türkler ve Kürtlerin, Trump Amerika'nın 'Ya biz size barışın dedik ama..' deyip çekiliyorum ayakları ile Suriye'yi bir kez daha kana bulama hesapları ile bir taraftan Gazze'yi yerle bir edip, ele geçiren diğer yandan Suriye'yi adım adım işgal eden İsrail'in bölgede yaptıklarının saklamak, gölgelemek diğer yandan da Ortadoğu'nun en güçlü ülkelerinin başında gelen geriye kalan ülkeleri yormak ve kardeş denen halklarıyla çatıştırıp, silah satmak olduğu yönündeki iddiamı doğrulayan gelişmeler yaşanıyor.
Ve bu gelişmeleri görmesi gerekenlerin başında gelenin Esad'ın Esed olduğundan bu yana bir araya gelemeyen, her birinin ayrı telden çaldığı ve Trump'un, 'bizim için bu saçma, çoğu aşiret kaynaklı, sonu gelmez savaşlardan uzaklaşmamızın ve askerlerimizi eve geri getirmenin artık zamanı geldi" açıklamasını yaptıran Kürt Aşiretler olduğu kadar üzerinde ince hesaplar yapılan Türkiye'yi idare edenler gelmekte.
Çünkü, 'İsrail olacağına Kürtler komşumuz olsun' diyen ve gazetelere manşet olan Ardahan CHP eski Milletvekili Ensar Öğüt başta olmak üzere 'AK Parti kurucularından, eski bakan Hüseyin Çelik'in "Kürt meselesi sadece Türkiye'nin meselesi değil; uluslararası bir meseledir. Ermenistan, Gürcistan, Yunanistan komşu olunca sorun yok; Kürt komşu olunca neden problem oluyor?" açıklamalarını sadece açıklama veya demeç olarak bakmamak gerekir..
Ancak görünen o ki; Bir taraftan 'Kandaş, Kardaş' deyip, ama bir anda 'vatan-millet-sakarya' edebiyatı ile ulusalcı damarları şişen solcu görünen, sağcı, muhafazakar, milliyetçi bilinen kısaca Kürt denilince şekerleri artanların tat kaçıran hal, hareketlerinin hiçte hayra alamet olmadığını görüyor, izliyor ve 'Acaba ben mi haklı çıkıyorum?' sorusuyla Türk'lere de, Kürt'lere de sakın 'güvenmeyin' dediğim Trump'un ve İsrail'in cirit attığı bölgedeki hesaplarını teraziye koyup, tartan Ankara gibi tedirgin olup, irkiliyorum..









