Dağda değil, ovada siyaset yapmanın kardeşlik gereği olduğunu ama 16 milyon nüfuslu kentin Belediye Başkanını siyaset yasağı adı altında saha dışına itmek isteyen anlayışın tartışıldığı bir süreçte Türkiye'nin 3. Büyük partisi yani 6 milyon oyu alıp, üçer kişiden sayarsak nüfusun üçte birine tekabül eden siyasi bir partinin eş genel başkanlarını, Milletvekillerini, Belediye Başkanlarını çeşitli bahanelerle hapiste tutmak yetmedi, milletvekilinin bacaklarını kırma olayları ardından aynı partinin bir dönem milletvekilliği de yapan İl Başkanına tokat atmak!...
Seçime doğru giden bir ülkede ülkenin en büyük muhalefet partisinin İl Başkanına olduğu gibi aynı ülkenin en büyük kentinin Belediye Başkanını da cezalandırmaya kalkan anlayış seçim kazanacağını hayal ediyorsa bu hayalin kendisinin olmasa da hacı, hoca, cemaat diyerek kendisine dost görünenlerin yanlışları yüzünden gerçekleşmeyeceğini anlamıyor mu?..
Biz olmasak beka olmaz diyen zihniyetin verdiği cesaretle kendisini devlet zanneden bir memurun devletten daha büyükmüşcesine eda ve tafralarıyla en az 30 milyon insana hitap eden bir partinin İl Başkanına tokat atması demokrasiye, insan haklarına, kardeşliğe "En çok biz sahip çıkıyoruz" diyen iktidara atılmış en büyük tokattır. Ve akabinde puan kaybetmesine en büyük nedendir.
İktidar tarafında bunlar olurken muhalefet tarafında ise yine tık yok sadece tweet var.
Yani adalet diyerek kendi milletvekili için Ankara'dan İstanbul'a adalet yürüyüşü yapan, İl başkanı için 'bir dönem memleketi Ardahan'ın adını yazdığımız Maltepe'de' miting yapan, Belediye Başkanı için Ankara ve Almanya'dan "Saraçhane'ye geliyorum "diyerek mesaj atan 6 köşeli muhalefetin Asenası Saraçhane'den Ankara'ya daha yakın Kadıköy'e gelemez,yaşanan insanlık dışı bir meseleyi sadece tweetle geçiştirip, seçim kazanacağını mı sanır?.
İşte böyle bir ortamda tutuklu bulundukları hapishanelerde, dışarıda kalan milletvekillerini polisiye önlemlerle abluka altına almakla seçime giden ülkenin siyasilerinin bu iki yüzlülüğünü fırsat bilip, onların yıpranmasına, puan kaybetmesine neden olan bürokrat ve memurlar da siyasetçinin toplum nezdindeki her geçen gün zaten düşen puanını, sempatisini iyiden iyiye yerle yeksan ederler.
Ve Asıl iktidarın, siyasi gücün değil bürokrasinin ve memurun olduğunu ortaya koyar böylece...
Kısacası tekme, tokatla yetmedi kırmak, dökmekle seçime doğru gidenler o kirli ellerinde bulunan güç ile sillelerini de yüzümüze vura vura iktidarda kalacaklarını sansalar da barış ve gerçek kardeşlik diyerek onlarla mücadele edenlerin er geç kazanacağıdır.
Çünkü, 'Bin kere mazlum olmak, bir kere zalim olmaktan iyidir' sözüne ve o sözün anlamına baktığımızda mazlumların hem Allah nezdinde hem de insanlık tarihinde adları gibi mücadeleci ruhları da hep yenilenmiş, yeşermiş ve zeytin dalı üzerinden barışa, başarıya ulaştıklarını görmek mümkündür...







