'Amerika'dan gelen 35 sayfalık mektup'"
Ve siyah kukuletalı majestelerinin önüne diz çöken Duanichio şöyle haykırdı: "Huzurunuza gelirken size söz veriyorum efendimiz; Artık hiç bir şey gizli kalmayacak. Asla!!!"
Giyotin Duanichi'nin , terden beyaz tuza boyanmış boynunu bedeninden ayırırken, kırmızı renk çeliği şeffaf billur bir cam parçasına çevirmişti adeta.
O günden sonra gizlilik ölüm ile giyotin ucu kadar uzağa düştü..." diye biten satırların okunduğu o geçmişi anlatan tarihi gerçeklerden yola çıkmaya başlamıştım ki; Amerika'dan gelen bir mail beni alt üst etti.
"Özel hayat anlatılır mı 2" yazımın ardından Dr. Tarık Gökalp adresli maili, önce bir okurun kısa görüşü olarak değerlendirip, açtığımda karşımda sayfalar dolusu bir anlatım, anlattıkça üzerime gelen dalgaların ağırlığına başka ağırlıklar ilave etti.
'Özel Hayat Anlatılır mı 2' başlıklı yazıma atfen ele alınmış olan bu mailde gördüklerim, aynı yazıda içinde bulunduğum durumu en iyi anlatacak olarak sandığım, 'Papaza ihtiyaç duyulduğu an' başlığına yönelikti...
Doktor olduğunu belirten veya isminin önüne de Dr.'yi koyan sevgili Tarık Gökalp'ı iyice anlamak için mail yazısını kağıda döktüm.
Kaç sayfa olsa biliyor musunuz?
Tamı tamına 35 sayfa...
Yazıyı alıp, eve götürdüm, okudum, okudukça biraz rahatladım, biraz ürperdim, korktum, sancılandım...
Çünkü, yazı adeta beni sorguluyor, içinde bulunduğum durumun bir o kadar kolay, bir o kadar da zor olduğunu anlatmaya çalışıyordu...
Yaşadığım ateşli günlerin ardından seviştiğim anlara benzeyen bir durumda bırakan, beni cehennemin ateşleri arasına koyan ve kan ter içinde bırakan bu mailin içeriği aslında bana çok uzak, bir o kadar da yakındı...
Ama Dr. Tarık Gökalp'ın bu yazıyı göndermeden önce attığı mailin önemi daha çoktu, 35 sayfalık yazıya göre.
Belki de kısaca anlattığı için önemli olmuştu...
Ancak, Dr. Gökalp'ın anlatmak istediklerini daha önce söylediğim gibi "daha bir çok şeyi anlatmadan" cevaplandırılan arayışlarıma benzetmedim de değil...
Çünkü hikayemi ve yaşadıklarımı daha anlatmamıştım bile..
Yine sorular sorarak devam edeceğim, "Özel Hayat Anlatılır mı?" yazılarıma..
"Sevgi nedir?" diye sorarlarsa bir insana, bildiğini sanır ve hemen cevaplamaya çalışır...
"Aşk nedir?" diye sorarlarsa bir insana, yaşadıklarını anlatıp, hayatı boyunca yaşadığı aşklarının açılımını vermeye çalışır hemen...
"Sıkıntı, baskı, ezilme ve de tüm vücutla kırılma nedir?" diye sorulursa bir insana hayatının içinde yaşadığı sıkıntıları belirtip, onlara göre önemli şeylerdir diye cevap alırsınız...
Ama bunlara cevap verebilmek için önce yaşamak ve benim şu anda içinde bulunduğum duruma girmek gerekmez mi Dr. Gökalp bey...
Siz benim yaşadığımı yaşamış mıydınız ki ?!.
Ben yine başa dönüp, özel hayatımın anlatılması gereğine döneceğim. Yaşadıklarıma ve şu anda içinde bulunduğum psikolojiye dem vurmaya devam edeceğim...
Ben özel hayatımı, Dr. Gökalp'ın "Yapma etme ve eğer, anlatmak istediğin "Özel Hayat" tilki hikayesine benziyorsa anlatma" önerisine karşın anlatmaya devam edeceğim...
Çünkü ben bunları anlatmasam, biter ve ölürüm, buna inanıyorum...
Yaşım 31 evli ve 4 çocuk babasıydım,
17 Ağustosun depremi ile göç ettiğim yerden yeniden Ardahan'a dönmüştüm. Orada aldığım bir çok tecrübenin rahatlığıyla hızlı bir çalışma temposuyla günlük bir gazete çıkartmaya başlamıştım Ardahan'da...
İşte; her şey üç yıl önce başladı!
Ardahan PTT'si'nin önünde geçen birisine, "Bakar msıınız?" seslenişimi gönderirken...
www.golehaber sitesinde aldığım, tarih kitabında belirtilen "Huzurunuza gelirken size söz veriyorum efendimiz; Artık hiç bir şey gizli kalmayacak. Asla!!!" diye başlayıp, "O günden sonra gizlilik ölüm ile giyotin ucu kadar uzağa düştü..." diye biten satırlar gibi bitse de ben özel hayatımı anlatmakta çok kararlıyım, çünkü başka yolum kalmadı, üzerimde her geçen gün daha da ağırlaşan ağırlığı
hafifletmek için...
Ha bu arada 56 yaşıma gelen yaşımın bile hala atlatamadığı iç dünyamdaki yaşanan, yanan ve patlamak üzere olanları bitip, devamını 'Özel Hayat Anlatır mı-4' adlı yazıma bırakmaya hazırlanırken instagramdan bana gelen bir mesajı bakıp, linkini tıkladığımda ve dinlediğimde gözlerim doluyor yazanların hikayesinin bir birine çok benzediğini anlarken dolan gözlerimdeki yaşlar
ı serbest bırakıp, silecek bir şey arıyordum, bir çocuk misali akan yaşlarımı kimse görmesin diye aceleden koluma silerken..
Çünkü Yaşar Kemal ile yapılmış olan bir röportajın kısa bölümün eklenip gönderilen linki tıklayıp, dinlerken babası gözlerin önünde vurulup, öldürülen Yaşar Kemal gibi gözümün önünde olmazsa da aynı gün 0 mermi ile vurulan Hamza'yı hatırlıyordum.
32 yılda tamamladığı İnce Memed roman serisini yazan Yaşar Kemal'in söylediklerini tekrar, tekrar dinlerken onun yaşadıklarının içinde kendimi buluyordum.
Çünkü benim gibi bir Kürt ve yazan biri olan önünde saygıyla eğildiğim Yaşar Kemal'in, 'Yazarın acısı hapishane değildir, yazarım işkence değildir, Yazarın acısı kendi özel acısıdır..' sözleri, benim geride kalan 56 yılı mı ve 36 yıldır yazdıklarımda er geç bir kitap olacak gibi görünürken, benim 'Özel Hayat Anlatılır mı? isimli olacak dediğim kitabın adı 'Yazarın acısı kendi özel acısıdır mı olmalı?' diye düşünüyordum, dizelere döktüğüm onca yaşadıklarım bunca anlatmak istediklerime hangi başlık ve nasıl bir kapak yakışır derken..








