'Bal tutan parmağını yalar', 'Minareyi çalan kılıfı hazırlar' diyerek biz Bilanlara (!), Boranlara (!) yol gösteren atalarımızın diğer bir sözü de "Bir elin nesi var iki elin sesi var" sözüdür.
Rahmetli atalarımız bu sözü söylerlerken neyi amaçladıklarını düşündüğümüzde karşınıza karşılıklı dayanışma çıkıyor. Gerçi o ellerde bulunan ve yalanan parmaklar eşit olmasa da bu dayanışmanın gerekliliğine hepimizin ihtiyacı var...
Hamaslı, Gazzeli derslerin verilmeye başladığı yeni bir eğitim, öğretimin de başladığı şu günlerde hepimiz büyük bir heyecanla adım attığı İlkokullar da başlayan eğitim üniversiteye kadar devam ederken de hep bu yönde ders alır birlik beraberliğin önemini kavramaya, anlatma çalışırız...
Bir gazeteci olarak dayanışma kültürünün ne kadar önemli olduğunu yazılarımda, düşüncelerimizde sık sık anlatırız. Buradaki anlatım ve söylemin amacı da zaten odur...
Evet, benim 36 yıldır şerefle, onurla en iyi şekilde yapmaya çalıştığım bu meslekte de darmadağınıklığın olduğu gibi o çok denen ama bir türlü olmayan birlik, beraberliğin sağlanamadığı diğer bir gerçektir.
İşte bunu önlemek gazetecileri bir araya toplamak ve onların hak hukuklarına sahip çıkmak, haklarını savunmak için kurduğumuz ve kurulan onca dernek, cemiyet bu birlikteliği sağlamaya çalışan kurumlardır. Bu amaçla ve ülkemi oluşturan diğer 80 kent gibi vilayet olan Ardahan'ın da cemiyeti, barosu, veterinerler odası gibi stk'ları olmalı diyerek yıllar önce kurduğumuz, Ardahan Gazeteciler Cemiyeti 'de bu işi görmeye çalışır.
Bunu yaparken de Ardahan ve ülke genelinde gazetecilik yapan meslektaşları ile haberlerimizi paylaşma, gazete ve sitelerimizde yazılarımı karşılıklı yayınlama gibi bir çok konuda dayanışmayı sağlamak, teşvik etmek, onların hak ve hukuklarına sahip çıkma amacı taşır ve aynı zamanda birlikteliğin gücünü sağlar..
Kısacası 'Tutan balı tek yalayan parmaklı bir elin değil, dostça, samimice meslektaşını kucaklayan, saran iki elin duymayan, görmeyen, konuşmayanlara güçlü bir ses olduğunu anlatmaya çalışırım.
Bu çerçevede aylar mı oldu, yılar mı oldu sağ mı, ölümü diye bu aralar hiç gündemde olmayan Öcalan'ın yakalanmasıyla reyting yapan dönemin DSP'sine kapağı atıp, liste birde olması dolaysıyla kendisinde beklemediği bir anda seçilen ve önce 5 yıl Ardahan milletvekilliği yapan ardından Başkanlık sisteminin gelişi ile siyasi partilerin zorunlu birlikteliği dolayısıyla ittifak yapan CHP, HDP, TİP'in oylarıyla bu kez de Belediye Başkanı olanla bugüne kadar yaşadığım gerginliğin nedeni de aklıma geldi
Aklıma gelenin ise gazetecilik başta olmak üzere birlikteliğinin ne kadar önemi bir iş olduğunun en güzel örneği idi.
O örnek ise aynen şöyle..
Mevcut Ardahan Belediye Başkanı olan şahıs vekillikte çok başarılıymış, vatandaşın meclise yazdığı dilekçeleri okumadan ilgili yerlere yollatmaktan başka bir eserini görmediğim ve sanki Ardahan'a büyük bir eser bırakmış gibi hediyesi olarak birde belediye başkanı seçildiğinde küçük, büyük demeden tüm gazeteciler olarak tüm iyi niyetimizle kendisini ziyaret etmiştik.
Ve bugün yüklü bir miktarda hem emekli milletvekili maaşı, hem de belediye başkanlık maaşı alan ama başında olduğu belediyenin sgk, vergi hiç, işçilerin maaşını zaman zaman ödemeyen kirli peçeteye yazdığı mal varlığı ile gemiciği de olduğunu belirten birinin hem de hala oturduğu o koltuğa oturur oturmaz sanırım koltuğun havasıyla kendisini destekleyen gazetecilerin de içinde olduğu biz gazetecilerin kendisine yönelik irili ufaklı eleştirileri dolaysıyla tüm gazetecileri tefeye koymasıyla başlayan gerginliğe gerek bir insan, gerekse bir gazeteci ve kurup, hâlâ başkanlığını şerefle yaptığım Ardahan Gazeteciler Cemiyeti başkanı olarak olarak müdahale etmiştim.
Etmez olaydık. Çünkü adına gerek yok dediğim ve yazımda bahsi geçen belediye başkanı seçim boyunca kendisini ateşli şekilde destekleyen hatta açıkta oy veren ama seçildikten sonra vaatlerin tez unuttu diye eleştiren gazeteci arkadaşımızı tefeye koyduğu gibi onu savunan başkanlığını yaptığım Gazeteciler Cemiyetini de kafasınca kara listeye almış olduğunu ima ediyordu.
Çünkü gazeteci Barış Bilgin'in haklı veya haksız olarak ele aldığı bir habere çok kızmış olan aynı başkan benimde bulunduğum bir toplantıda gazetecilere yönelik anlaşılmaz, abartılı söylemleri ile hem bir gazeteci olarak hem de Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak gerekli tepkimi koymuş yanlışını da yüzüne söylemiştim..
Söylemez olaydım. Vay sen misin söyleyen... Bunun üzerine kendisine oy vermediğimi düşündüğünü destek alamadıklarını kara listeye aldığını, zabıta kanalıyla Belediye birimlerine emir verdiği ileri sürülen aynı başkan arkasında desteği olmadığından yalnız kalınca sosyal medya programı olan Facebook'a yönelerek, sözde çalışmalarını "iş yapıyor görünmek" adına kamu oyuna pompalamaya başlamıştır. Zira yanında gazeteci kalmadığı gibi ona oy verenlerde onun bu tutarsız hareketleri yüzünden erkenden pişmanlık duymaya başlamışlardı.
İşte bu örnekte gazetecilikte yapılan iş birliğinin önemi ortaya çıkıyor. Yani kısaca Başkanı biz gazeteci olan beni ve bir dönem yönetiminde başkan yardımcısı, iki dönemde bizzat başında bulunduğum ve bugün olduğu yerden kapı dışı edilen ARDAFED'in yarattığı sözde aydın ve sözde yazarlarla" Köprüde etkinlik yapıyorum" diye İstanbul'da ilki yapılan ve benden sonra mahalle pazarlarına kadar düşen ARDAHAN'I TANITMA GÜNLERİ'nden sonra yapılması planlanan ve halka ilan edilen bir etkinliği İstanbul'daki etkililikle aynı güne denk getirerek tüm Ardahanlıların birlikteliği için gerçekleştirmeye çalıştığımız etkinliğimizi gölgelemeye, baltalamaya çalışmıştı.
Ama gerek benim direnişim, gerek o dönemim yönetimin beni anlaması ve İstanbul'da ki , Ardahan'da ki hatta tüm ülkede ki meslektaşlarımın Ardahan adına bizlre tam destek vermesiyle ve en önemli o etkinlikte ve İstanbul'a, ülkeye Ardahan adını yazdıran sonraki onca etkinliklerimizde kendisine türkü söyletmediğim ama kardeşine söylettiğim devasa o hala konuşulan, unutulmayan etkinliği yapmış, milyonları İstanbul Maltepe sahiline dökmüştüm.
Kısacası fırçaladığı gazeteci arkadaş sonradan bizi satsa da ve tam olmasa da hâlâ yanında olsa da ve bahsi geçen başkanın benden makamında yediği fırçanın ve sirozunu pardon şekerini bozan haberlerimin acısını çıkartmaya çalışsa da ondan önce kendi sorunlarına, arkadaşlarına sahip çıkamayan ve bir iki özel, küçük hatta kırpıntı denecek ucuz çıkarlar dolaysıyla birlikteliği sağlayamayan biz gazetecilerin suçu var o çok istenen ama bir türlü olmayan dayanışmada..
Evet, birlik, beraberlik içinde çalışmanın önemini anlamayan be birlikteliğin, lobiciliğin önemini hep, anlatan biz değil, gazeteci geçinip, boş boş gezip, haber bile yapmayı, yorum yazmayı beceremeyen Al/Yapıştırla resmi ilan, belediyelerin, kurumların kölesi olan sözde gazeteciler kaybediyor...
Bu nedenle ülkenin, dünyanın barış içinde birlikte olup, insan hakları, demokrasi, hak, hukuk, adalet için ve oturdukları koltukların havasıyla hava atanlara karşı önce gazeteciyim diyenler ve gerçek gazeteciler dayanışmalılar, birleşmeliler, çivi çakar gibi haberleriyle hem insanlığa hem de hâlâ pığas (çıplak) olan kendilerine çıplak olan ayaklarına, Kah peçe öldürülürken düşüğü yerde altı delinmiş olan ayakkabısıyla gazetecilik yapmaya çalışan Hrant'lar gibi gazeteci olsunlar.
Yoksa ne gazeteciliği o 'benim olsun, küçük oldun' deyip, gazeteciliği pis ilişkilerine ilişkilendirmekle kokan ayakkabılarına bir çorap giyip, güzel bir dünya yaratmazlar.








