Kristof Kolomb’un okyanusları aşıp, Hindistan diye gidip bulduğu bizim E'sinden bahsetmekten korktuğu bugünkü eyaletli Amerika’nın ve “ittifak” denenleri yanına alarak kana buladığı dünyayı izliyoruz..
Ve bunun yanı sıra 'geçilemez' denen ve yapım parası bizden olsa da deniz üstü köprüyle geçenlerin şovunu da izlerken elektrik, doğalgaz faturasını ödeyemeyenler benim gibi karlı bir cumartesi gününe uyanır.
Kara petrol uğruna kanla kırmızılaştırılan orta doğunun hemen yanı başında ki Afrika’yı kırmızıya boyayıp, şimdide kafkasları karıştıranların hüküm sürdüğü, şu her geçen gün kirlenen dünyayı yeni bir sayfa açarcasına beyaza boyayan karın, kaderim olduğunu düşünürken aslında yorulan doğaya olduğu gibi banada can ve direnç verdiğini üşümeden hissediyorum…
Behice Boran’lı TİP döneminde 5 yıla varan Diyarbakır zindanlarında çocuklarını düşünen bir babaya ettikleri işkenceden yetinmeyip hayvanları kara kışta sulamaya gönderilen ayağı çıplak bir çocuk halini fotoğraflayıp babama götürenlerin hala işkence ettiği dünyamın yıkılmasını beklerken birileri, her yağdığında açtığı beyaz sayfa ardından gelen soğuğun demir döven bir çekiç gibi sertleştirip dirençli hale getirdiğini hesaba katmazlar..
Evet karlı bir Cumartesi günü çıktığım yolun, nereye kime gideceğini düşünmeden, hayatta olduğu gibi sarıldığım direksiyonla konuşuyorum kendi kendime.
Her kar yağışının sıkışan kalbime olduğu gibi hayata doğaya dünyaya yeniden can verdiğini bir kez daha hissedip kardan kayan ayağımın bastığı gaz pedalı ile sevişircesine savaşırken..







