Bugünkü yazıma başlamadan önce ziyaret ettiğim bir dost ile sohbet ederekken geçtiğimiz günlerde Ardahan'ı ziyaret eden ve kent merkezinde bir büro açacağı söylenen Hoçvan Dernekler Federasyonun mevcut yönetiminin geri İstanbul'a dönmesi ardından sanalda paylaşılan ve HOÇ FED'i tehditkâr eden bir mesajın atıldığını öğrenince 'Acaba birileri hala bir umut diye devam eden süreci yine engelleme hesapları mı yapıyor?' diye tartışıyorduk.
Çünkü, bunların Kontrgerilla, Hizbullah mı yoksa kendilerini devletten daha çok devletçi sanan ajan tayfası mı diye bize kendilerini merak ettiren bunların 'Hoçvan Sivil Toplum Örgütü' adlı sayfada yayınlanan mesaja baktığımızda yaşanan bu gelişmelerin güncel siyasetten uzak olmadığını ve birilerinin ince haspalar içinde olduklarında anlıyor ve bu karanlık oyunları bozacak adımların atılması gerektiğini düşünüyor, oynanan, oynanacak olan karanlık oyunla üstünde uzun uzun konuşuyorduk.
'Bu konuyu manşetle gündeme taşımam gerek' diyerek 'şimdilik' bir kenara bırakırken ülke genelinde yaşanan gündeme dönüyorum.
Ve yaşanan ekonomik bunalımın gün geçtikçe daha çok can sıktığı ve bir o kadar da ağır hissedildiği şu günlerde kendisine görevi bıraktıran kongrenin şaibeli olduğu gerekçesiyle başlatılan soruşturma nedeniyle ismi yeniden bir hayli gündeme olan CHP'nin bir önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin başındayken ülke genelinde yaşanan ekonomik sıkıntılara dikkat çekmek için herkese olduğu gibi kendisine de gelen yüksek rakımlı elektrik faturasını, zamlar geri alınana kadar ödemeyeceğini belirtmişti.
Ve bu açıklamanın hemen ardından yalnız yaşadığı evine kendisine gelen elektrik, doğalgaz, su faturalarının ne kadar olduğu merak edilen ve hükümetten önce muhalefete tepki koymasıyla tanınan ve başta CHP olmak üzere muhalefetin 'Hükümetin yedek lastiği, koltuk değneği' diye suçlanan şu an hasta olan Bahçeli’den o günlerde ilginç bir açıklama gelmişti.
'Bunlar terör örgütü ile ilişkilileri var, mecliste olmamalılar' dediği DEM'lilere el uzatan ve onlara Öcalan'ın olduğu İmralı'nın yolunu gösteren aynı Bahçeli, "Kalmasını istemem ama ödemeyip elektriği kesilip, karanlıkta kalırsa da 81 ilin il başkanına söylüyorum kendisine kandil göndersinler..” demesi ile ayrı bir tartışma başlatmıştı.
Her şeyine rağmen 'insanlık bizde kalsın' diyerek geçmiş olsun dediğimiz Bahçeli’nin her zamanki gibi hükümeti savunan bu avukatlığı üzerine büyük ortağı Erdoğan'ın 'siz bugünlere şükür edin, hislenmiş gaz lambalarını, mumlu yılları ne çabuk unuttunuz..' deyip, ne derse desin kendisine inanları gaz yağlarıyla yakılan kandilli zamana götürürken beni de başka yerlere götürdü.
Çünkü, çocukken izlediğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda ki Alaattin'in lambası yani kandilde çıkan cin hikayesinin yanı sıra bir çok örneklemde sıkça önümüze çıkan Kandil tartışmaları bu yaşım boyunca yani elli yıldan fazladır 'Gittik, gidilecek..' denen ama bir türlü gidilemeyen şu ünlü Kandil Dağını bana hatırlatıyor ve bu dağın nerede olduğunu Google’dan araştırıyordum.
Karşıma çıkan ilk bilgilerin "Kandil bombalandı! Terör yuvası yerle bir edildi! Kandile yeni bir operasyon! Kandilde panik!” başlıklı AA, İHA logolu birçok haberi okurken merakımın, araştırmamın bunlar değil, Kandil Dağı’nın özelliği, adının nereden geldiği ve neden bir türlü gidilemediğini öğrenmekti.
Ve bu dağın adının Kürtçe ’den geldiğini Irak ile İran arasında yüksek bir dağ olduğunu, eteğinde Irak tarafında olduğu gibi İran tarafındada Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı, ormanlarla süslü yüksek rakımlı bir dağ olduğunu öğreniyordum.
Bahçeli'nin gündeme getirdiği devletin, bugüne kadar gelmiş, geçmiş hükümetlerin bir türlü gidemediği, son olarakda yerelde olduğu gibi ulusalda da Kürtlerin desteğiyle iktidar hayali kuran Kılıçdaroğlu’nun da "İktidar olursak yerle bir yıksan edeceğiz” dediği bu bölgenin Birleşmiş Milletler tarafından gidilemeyeceğinin de açıklandığını Demirel iktidarları döneminde söylediğini de öğreniyordum.
Demirel ve diğerlerinin, artı bu günkülerin bir türlü gidemediği ama "Gidiyoruz, gittik, bombaladık geldik” başlıklı, bol açıklamaların AA ile IHA gibi yarıdan çok resmi olan ajanslara haber olmasından öteye, gidilemeyen Kandil’in bu ülkenin ekonomisinde de, büyük rol oynadığını anladım.
Çünkü "gittik, girdik, vurduk, bitirdik" denen ama bir türlü gidilemeyen yani analarımızın gaz isinden camını ömür boyu silip, yaktıklarını ve bize ışık veren kandillerle aynı adı taşıyan Kandil Dağı dolarlarla alınan, yapılan onca bombanın atılmasına rağmen bir türlü gidilip, yakılamadığı gibi ülke hazinesinin üzerinde en büyük yük olduğu da anlaşılıyordu.
Tam da kandil simitlerinin dağıtıldığı Recep, Şaban ve Ramazan aylarına yaklaşıldığı şu günlerde Bahçeli'nin MHP İl başkanlarının birer tane kandil gönderilmesinin istendiği Kılıçdaroğlu ve ona hedef gösterenlerin kandil konusunda bir adım öteye geçmediğini de görüyordum.
Ve mübarek her yıl üç aylar vesilesiyle dağıtılan bol susamlı kandil simidi acaba ne kadar olacak diye düşünerek devlet ve iktidarlarınca bir türlü gidilemeyen ama 50 yıldır gündemde düşmeyen Kandil dağını araştırmasında yorulup, oralara gitmekten, ben de, 'Baba Gabar' da ki petrol gibi Karadeniz' de de hala çıkmayan doğalgaz ve elektrik faturaları dolayısıyla karanlıkta kalmak üzereyken bana ne kandilden yada dağından.. Boş ver ne olur, ne olmaz..' diyerek kandil yemekten, kandil dağını merak etmekten vazgeçiyordum..








