'Sabır et sevgilim..
- 30% derece de
gül olmasa da,
kara kışa rağmen
senin gibi solmayan
Yasemin çiçeğimiz varya..
Sabır et sevgilim;
kim bilir
Belki yaklaşan şu baharda
bizde kırlara çıkarız,
hatta çiçekler toplar,
birlikte türküler söyleriz..
Sabır et sevgilim;
Hele şu
Kara kış bir geçsin
söz
Seninle yine kırlara çıkar,
senin kadar güzel çiçekleri birlikte koklarız sevgilim..'
adlı şiirimi yazıp, ‘-30 derece de gül olmazsa da’ başlığıyla Hoçvan isimli gazetemizde manşet yaparken herkesin yaprak döktüğü, çiçeksiz olduğu bir zaman da açan Kış Yasemin Çiçeği'nin toprak seçmediğini,
toprağını sever ve alışırsa yazın bile su istemez olduğunu,
ilk bahar da budanarak şekil bile verilebilindiğini,
Bu nedenle; Yaşanan ekonomik sıkıntılar dolaysıyla alamadığımız bir gülü
ve ya bir çiçek demedini dert edlip düşünmeyin..
Sizde 'Yerli malı' diyerek evinizde, balkonunuzda kış çiçeği Yasemin çiçeğini yetiştirin..' diyecektim ki;
14 Şubat sevgililer gününde sevgiyi, sevgiliyi, sevgilileri anlatacak bir yazı düşünürken kendimi, beyin göçü gibi tohumu Hollanda'ya giden, kalanlarının da sönen atesli aşklar gibi solduğu İstanbul'un Lalelerden yoksun yolların da buluyorum..
Büyükşehir Belediye Başkanının, hükümetin tek rakibiymiş gibi gündemin de olan, ülkenin en büyük kenti, metropolü İstanbul’u sadece mevcut başkanıyla konuşan ve “İstanbul’u tanıyorum” iddiasında bulunanlar dahil, çoğumuzun ülkemiz gibi bu şehri doğru dürüst tanımadığını anlamak, algılamak için İstanbul’u bir daha, bir kez daha gezmek, dolaşmak yeter mi bilinmez...
Çünkü, 'İstanbul’u tanıyorum..' iddiasında bulunanların her gün değişime uğrayan bir kentin, arka kısımlarını, yaşananları ve yapılanları görmediklerine, bilmediklerine bir kez daha şahit oluruz...
Yıllar önce Erzincan’da geçirmiş olduğum trafik kazası sonucu muhattap olduğum ve ara muayenelere gittiğim kemik uzmanlarının bulunduğu, Baltaliman'ına giderken, Kocaeli Dilovası’sının, Dilovalası’nın anlamadığı gibi o bölgedeki güzelliklere bir kez daha hayran kalıyordum.. Evet, iddia ediyorum Gölelinin Çıldır''ı, Posflunun Göleyi bilmediği gibi 'İstanbul'u tanıyorum' diyeninde farkında olmadığını gördüğüm 2. Boğaz Köprüsüyle gerdanlık misali, süslü boğazını izlerken bu kez kendimi kurumaya yüz tutmuş, benim memlektim Ardahan'ın Şavşat Karagöl'ünü kıskandıran Posof gölleri, KAI'cı Kars’lıların Ardahan’lılar dan daha çok sahiplendiği Çıldır Gölü’nün gölgesinde kalan Aktaş Gölü gibi çokta değeri anlaşılmayan Küçükçekmece gölünde buluyorum. Çoğumuzun tanıdığına inanmadığım bu şehri, dolduranların, bu şehrin yöneticileri gibi, kente ihanet ettiklerine şahit oluyorum.
Buna neden ise başta gelişi güzel yapılaşma olmak üzere bir çok konuda bu tanımadığımız kente gerekli önemi vermediğimiz gibi 30 yıldan fazladır İl Kültür ve Turizm Müdürü’nün olmadığı Ardahan gibi İstanbul'u da tanıtamadığımız diğer bir gerçektir.
Çünkü gerçekten bu kent, yaşanamayacak denilen bir şehir olmasına rağmen aslında en güzel şekilde yaşanacak ve çok güzel bir kent olduğu gezildikçe daha iyi görülüyor.
'Kentsel dönüşüm' adı altında yürütülen çalışmalarla sözde yenilenen bu şehrin gerçek anlamda kendisini yenilemesi ve tanıtılması için hükümet ve belediye başkanları başta olmak üzere herkesin büyük bir kampanya başlatarak, önce kendilerini sonra dünyayı bu kentte, bir kez daha dolaştırmalıdırlar diye düşünürken, Ardahan gibi bu kentinde Kültür ve Turizm Müdürünün ne iş yaptığını merak etmiyor değilim..
Çünkü bu kentte de Turizm İl Müdürlüğü hatta bu müdürlüğün bağlı olduğu bakanlığı gibi İstanbul'un güzel yüzüde ortada yok..
[14.02 17:57] F. YILMAZ: İstanbul’u yeniden, yerinde tanımak...
Sabır et sevgilim -30 derece de gül olmasa da kara kışa rağmen senin gibi solmayan yasemin çiçeğimiz varya..
Sabır et sevgilim; kim bilir
Belki yaklaşan şu baharda
Bizde kırlara çıkarız.
Hatta çiçekler toplar, birlikte türküler söyleriz
Sabır et sevgilim; hele şu
Kara kış bir geçsin söz
Seninle yine kırlara çıkar, senin kadar güzel çiçekleri birlikte koklarız
Sevgilim..
Adlı şiiri yazıp ‘-30 derece de gül olmazsa da’ başlığıyla Hoçvan isimli gazetemizde manşet yaparken herkesin yaprak döktüğü, çiçeksiz olduğu bir zaman da açan kış yasemin çiçeğinin toprak seçmediğini toprağını sever ve alışırsa yazın bile su istemez, ilk bahar da budanarak şekil bile verilir.
Bu nedenle alamadığımız bir gülü ve ya bir çiçek demedini düşünmeyin. Evinizde balkonunuzda kır yasemin çiçeğini yetiştirin diyecektim ki 14 Şubat sevgililer gününde sevgiyi, sevgiliyi, sevgilileri anlatacak bir yazı düşünürken kendimi sevdiklerime doğru gittiğim laleleri solan İstanbul'un yolların da buluyorum..
Büyükşehir Belediye Başkanının, hükümetin tek rakibiymiş gibi gündemin de olan, ülkenin en büyük kenti, metropolü İstanbul’u sadece mevcut başkanıyla konuşan ve “İstanbul’u tanıyorum” iddiasında bulunanlar dahil, çoğumuzun ülkemiz gibi bu şehri doğru dürüst tanımadığını anlamak, algılamak için İstanbul’u bir daha, bir kez daha gezmek, dolaşmak yeter mi bilinmez...
Çünkü, 'İstanbul’u tanıyorum..' iddiasında bulunanların her gün değişime uğrayan bir kentin, arka kısımlarını, yaşananları ve yapılanları görmediklerine, bilmediklerine bir kez daha şahit oluruz...
Yıllar önce Erzincan’da geçirmiş olduğum trafik kazası sonucu muhattap olduğum ve ara muayenelere gittiğim kemik uzmanlarının bulunduğu, Baltaliman'ına giderken, Kocaeli Dilovası’sının, Dilovalası’nın anlamadığı gibi o bölgedeki güzelliklere bir kez daha hayran kalıyordum.. Evet, iddia ediyorum Gölelinin Çıldır''ı, Posflunun Göleyi bilmediği gibi 'İstanbul'u tanıyorum' diyenin de farkında olmadığını gördüğüm, kız kuleli Üsküdarlı 1. Kanlıca yoğurutlu 2. Ve gittiğimd güzel anlar yaşadığım ve bir yazımı da doyamadığım manzarası eşliğinde yazdığım 3. Boğaz Köprüsü ile gerdanlık misali, süslü boğazını izlerken bu kez kendimi başka alanda görüyorum..
Ve havzasının ortasına kadar açılan yollar, dikilen betonlar yüzünden kurumaya yüz tutmuş olsa da yinede benim memleketim Ardahan'ın Şavşat Karagöl'ünü kıskandıran Posof gölleri, KAI'cı Kars’lıların Ardahan’lılar dan daha çok sahiplendiği Çıldır Gölü’nün gölgesinde kalan içindeki adacıkları yer değiştiren Aktaş Gölü gibi çokta değeri anlaşılmayan Küçükçekmece gölünde buluyorum. Ve çoğumuzun tam tanıdığına inanmadığım bu şehri dolduranların, bu şehrin yöneticileri gibi bu kente ihanet ettiklerine şahit oluyorum...
Buna neden ise; Başta gelişi güzel yapılaşma olmak üzere bir çok konuda bu tanımadığımız kente gerekli önemi vermediğimiz gibi 30 yıldan fazladır İl Kültür ve Turizm Müdürü’nün olmadığı Ardahan gibi İstanbul'u da tanıtamadığımız diğer bir gerçektir.
Çünkü gerçekten bu kent, yaşanamayacak denilen bir şehir olmasına rağmen aslında en güzel şekilde yaşanacak ve çok güzel bir kent olduğu gezildikçe daha iyi görülüyor.
'Kentsel dönüşüm' adı altında yürütülen çalışmalarla sözde yenilenen bu şehrin gerçek anlamda kendisini yenilemesi ve tanıtılması için hükümet ve belediye başkanları başta olmak üzere herkesin büyük bir kampanya başlatarak, önce kendilerini sonra dünyayı bu kentte, bir kez daha dolaştırmalıdırlar diye düşünürken, Ardahan gibi bu kentinde Kültür ve Turizm Müdürlüğünün de ne iş yaptığını merak etmiyor değilim..
Çünkü bu kentte de Turizm İl Müdürlüğü hatta bu müdürlüğün bağlı olduğu bakanlığı gibi İstanbul'un güzel yüzü de dün olanlar gibi bugün ortada yok..








