CHP'li Belediyelerden önce şimdiki adı DEM olan HDP'li Belediye Başkanlarının görevden el çektirilip, yerlerine kayyumlar atandığı bir önceki 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri sonrası ülkenin bir çok yerinde yani belediye başkanlıklarının başka partiye geçmesinin ardından artık moda haline gelen, 'Kazanılan belediyelerin borçlarının afişlenip, belediye binalarının önüne asılması' ile başlayan tartışmanın bir örneği de ülkemin Ermenistan ve Gürcistan'a komşu biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan Serhat ilinde yaşanmıştı.
Bende, bu durumun yaşandığı yani uyuduğu yatakta kazaen milletvekili olduğuna inanmayan Kenan Altun'un ardından 4 dönem milletvekilliği yapan Orhan Atalay gibi Erdoğan'ın adıyla iki dönem Belediye Başkanlığı yapmış olan ama 310 delegenin oy kullandığı Ardahan Arıcılar Birliği seçimini kazanamayan AK Partili Ardahan eski Belediye Başkanı Faruk Köksoy ile bugünlerde bir hayli adı teşekkürler edilerek dile getirilen, hatta sayın, kurucu lider denen Öcalan'ın yakalanmasının oluşturduğu siyasi atmosfer ile bir dönemde Ardahan milletvekilliğini yapan iki dönemdir de hewal değil, beni geç anlayan helvacılar dediklerimle CHP ile 'Kent Uzlaşısı' yapan DEM'in desteği ile CHP'de 2 dönemdir Belediye Başkanlığı yapan ama bana göre başında olduğu kentte hala bir eseri olamayan Faruk Demir'e verdiği bir cevapta ilginç bir durumla karşılaşmıştım.
Çünkü, Demir'in seçilir seçilmez AK Partili eski belediye başkanı Köksoy'un dönemini eleştiren ve belediyeyi borç batağına soktuğunu iddia esip, bu borçları da dev bir pankarta afişleyip, ilan eden CHP'li Belediye Başkanına verdiği cevapta kendisi göreve gelirken aldığı 3 mektubu, Orman Müdürlüğünden sonra iki dönem de Ardahan belediye başkanlığı yaptığı makamı teslim ettiği yeni başkana bıraktığını ima etmişti.
Önce Demir gibi Hanaklı olan AK Partili eski Belediye Başkanı eski ormancı şimdiki yerel ürünler dükkancısı Faruk Köksoy'un CHP'li mevcut Belediye Başkanı türkücü Faruk Demir'e bıraktığı pardon, anlattığı şu üç mektup hikayesine bir bakalım mı?!..
İşte o mektup;
'Zamanın birinde, yeni bir idareci göreve gelir. Devir teslim yapılır. Eski İdareci görevi devrederken önceden hazırladığı 3 tane mektubu yeni idareciye verir.
Bir, iki, üç no’lu mektuplar.
Ve şöyle der: “başın sıkıştıkça mektupları sırasıyla aç bak.”
Yeni İdareci nezaketen bir şey demez, mektupları alır, bir kenara atar. Aradan bir zaman geçince gelen eleştirilerden dolayı bizimki yavaş yavaş sıkışmaya başlar. Sonunda bir önceki idarecinin kendisine bıraktığı mektuplar aklına gelir.
Merakla, (1) nolu mektubu açar, okur.
Mektupta: “kendinden öncekileri karala benim suçum yok de.” diye yazar..
Başlar geçmiştekilere sataşmaya. “Benim bir suçum yok, ben geldiğimde şöyleydi böyleydi” diye. Bir zaman durumu idare eder. Herkes susar ve bir süre ses çıkmaz. Ancak zamanla yeniden itirazlar yükselir. “Artık yeter anladık senin suçun yok, ancak seni çözüm getir diye başa getirdik” diye eleştiriler başlar.
Bizimkisi hemen (2) nolu mektubu hatırlar.
Açar bakar.
O mektupta da şöyle demektedir:
Çevrendekileri ve emrin altındakileri karala, hiç kimse bir şey bilmiyor, ben yapacağım ama engel oluyorlar de.”
Bu kez de bir zaman durumu idare eder ancak yeniden itirazlar başlar “Artık ne yapacaksan yap hep bahane hep bahane.” denilmeye başlanır.
Ama gün geçtikçe mevcut idareciler gibi yeni idareci bu defa 'şu anki gibi' gerçekten çok sıkışır. Aklına üçüncü mektup gelir. Başka da çare kalmamıştır. Açar bakar, mektup şöyle demektedir:

“SEN DE ÜÇ TANE MEKTUP YAZ, SENDEN SONRAKİNE VER..”
Evet, 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde milletvekilliğinden sonra bu kez Ardahan Belediye Başkanlığını kazanan Faruk Demir, göreve gelir gelmez “enkaz devraldık” gibi talihsiz bir açıklamayla kendinden önceki dönemi karalamaya başlamış ve benim o dönemde aldığı yazımda bahsettiğim hikayede geçen ilk mektubu hemen hem de kısa sürede açmıştı.
Ve ardından daha bir ay geçmeden önce “belediyede kimse bir şey bilmiyor” diyen sonra da hemen herkesin görev yerini değiştirerek, belediye çalışanlarını da karalamaya başlamış ve ikinci mektubu da açmıştı.
Ve bende 'Artık geçmişi ve emri altındakileri eleştirmek prim yapmayınca sayın başkanın nasıl bir yola başvuracağını hep beraber göreceğiz.' demiştim.
Yani eski başkanın kendi dönemini ve kendisinden sonra ki beceriksizlikleri üzerine yeni başkana 'Sana bıraktığım mektupları tez okumaya başladığına göre sende başaramadın demektir..' demeye getirirken
Bu arada 28 Mayıs 2013 ele aldığım yazımı yani o gün yazıp sanal ortam da paylaştığım facebook paylaşımını da görünce yukarıda anlattığım konu gibi aşağıda, yıllar önce ele aldığım yazımda olduğu gibi yerde, yan yana konuşulması gereken onca konunun havada bile konuşulabileceğini de anlatmaya çalışıyordum.
Ve bana göre o dönem havadan, sudan konuşan, tartışan ve hâlâ gündemi boşuna meşgul eden her iki idareciye ve Ankara başta olmak üzere diğer kentlerde ki eski ve yeni başkanlar arasında yaşanan tartışmalarında yan yana gelinip, konuşulabileceğini de anlatan o yazımı (Bu kez belki birileri anlar' düşüncesi ile yeniden yayınlamaya karar alıyordum.
Şimdide benim 2013 yılının mayıs ayında ele aldığım ve hatalarını düzeltmenin yanında güncelleyerek yeniden yazdığım yazıma ve o tarihteki gazeteme bir bakalım mı?
İşte o yazı;
**Havada ne konuştuk?
Yıllar önce yeni bir Ankara ziyareti için hazırlanıp, 33 yıl önce birlikte, aynı gün İl olmamıza karşın Iğdır gibi havaalanı olmayan Ardahan’dan havaalanı yenilenen Kars'a doğru hazırlanırken 33 yıldır bir türlü bölünmeleri, yenilemeleri bitmeyen ve şu anki CHP'li Milletvekili Özgür Erdem İncesu'nun son meclis konuşmasına da damgasını vuran kent içi yollar gibi bozuk olan, Bangis mevkiinde ki gibi hemen hemen ayda bir yenilenme çalışmaları yapılan ve 33 yıldır şefi değişmeyen Ardahan-Kars karayoluna çıkarken Mayıs ayının bitmesine karşın halen üzerinde karların olduğu, eriyen sularının yine boşuna aktığı Kısır dağını da hızla giden araçta fotoğraflamaya çalışırken, bu başı bulutlara değen Ardahan'ın en yüksek dağından fışkıran ve meclis üyesinin 'kaymakamından 's'tir' yediği diğer yakası Çıldır'ın şehir içme suyunu ve gölünü de besleyen onca su kaynağına karşın 21 pare köyü ve o köylerin adını federasyon çatısı altında toplayan Hoçvan’ın halen neden susuz olduğunu düşünürken..
Ve aynı dağın ardında bulunan Çıldır’ın sınırları için de olan ama şu an açık ama beklenen ithalat, ihracatın olmadığı, kapalı gibi görünen Aktaş Gümrük Kapısının baştan aşağı yenilenen ve Mayıs ayının bitmesine karşın neden bir türlü istenen hareketliliği yaşamadığını kendimce sorguluyordum, niye söylenen sözler ve yatırımlar zamanında yerine gelmediği ama göçün tüm hızlyla devam eden memleketi yeniden geride bırakırken..
Halbuki Ardahan ile birlikte vilayet olan Iğdır'a havaalanı yapılmış ve adeta 82. kentimiz konumunda olan Nahcivan'a komşu gümrük kapısından da büyük oranda ithalat, ihracatta yapılıyordu..
Neyse Ardahan’da binmek istediğim uçağa Kars’ta binerken sağıma muhalefet, soluma iktidar yanıma da devleti ve hükumeti temsil edeceklerin oturacağı hiç aklıma gelmemişti..
Evet Kars’tan Ankara’ya uçarken Ardahan'ın sorunlarının çözümünde yada bugüne kadar ki çözümsüzlüğünden rolleri olan üç önemli kişi ile yolculuk etme imkanı da yakalıyordum..
Çünkü bizim gibi bölgenin sorunlarını sıkça ve safça gündeme getiren (şu an eski) CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, bu sorunlar çözmekle mükellef hükumetin temsilcisi AK Parti Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay ve 14’ün de Ardahan’da olacağı belirtilen Cumhurbaşkanını temsil eden, hükumetin kararlarını yürütmekten sorumlu Ardahan (eski) Valisi Seyfettin Azizoğulu vardı aynı uçakta..
Ve çok ilginçtir ki sanki ‘Yerde bir araya gelmeyenler, hiç değilse havada buluşun’ denmiş ve dördümüz de aynı uçakta buluşmakla kalmamış, önde yan yana oturmuştuk.. Ve Ardahan'ın gelişmesinden sorumlu olanların üçünü bir arada yakalamış ve ne konuşacaklarsa siz okurlarıma duyurma imkanı yakalamıştım.
Ve öylede oldu..
Çünkü Atalay hükumetin yaptıklarını, Öğüt yapılmayanlar ve yapılması gerekenleri, vali ise yapılanlarla, yapılamayanları anlattığı bu önemli buluşmada Ardahan'ı yerde olduğu gibi havada da konuşma imkanı yakalamıştık, onca sorunun çözümünde en büyük rolü oynayan Ankara’ya indiğimizi fark ederken..







