Yıllar önce yani 7 Haziran sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım seçimlerinde yeniden tek başına iktidar olan AK Parti'nin bile şaşırdığı sonuçları almadan önce o günlerde bizleri ziyaret eden Avrupa Birliği İnsan Hakları Komisyonu Üyesi 4 Avrupalı ile sohbet ediyoruz.
Konumuz 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri ve başta Güneydoğu'da yaşanıp, tüm ülkeyi etkisi altına alan olaylar..
Onların merak ettikleri konuları 7 Haziran'da milletvekili seçilip, İl Başkanın akrabasını kendisine danışman eden 4 aylık Ardahan Milletvekili Dr. Taşkn Aktaş'ın danışmanı ve kızı aracılığı ile tercüme edilip, cevaplamaya çalıştıktan sonra sıra bana geldi.
Ve art arda sorduğum sorular arasında AB'nin kapısında yıllardır bekleyen Türkiye'de ki İnsan Hakları ile ilgili yaşanan gelişmeler ile ilgili çok duyarsız kaldığını ve insan hakları savunucusu, demokrasi havarisiyim diyen AB'nin kendisine üye olmak isteyen ülkemizin iç sorunlarıyla olduğu gibi dış siyasetiyle çokta ilgilenmediğinden yakınan sorular yöneltip, cevaplarını bekledim.
Bu sorum karşısında hıng, mıng ederek, beni cevaplamaya çalışan Avrupa Birliği İnsan Hakları Komisyonu Üyelerinin bana verdiği cevap karşısında adeta şok olmuş, 'Demek ki AB'nin İnsan Hakları Probleminin sadece konu Avrupa'nın, Avrupalıların çıkarı olursa kıyamet kopuyor' demiştim..
Çünkü onların, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye'de yaşanan onca insan hakları sorunları ile 'AB olarak niye ilgilenmiyorsunuz, siyasilerin iktidarlarını koruma adına demokrasi treninden inip, demokrasi dışı yaptıklarına niye ses çıkarmıyorsunuz?' soruma, 'Bunlar bizi çokta ilgilendirmiyor. Bizim derdimiz göçmen sorunu. Yeter ki Avrupa'ya göçmenlerin gelişi önlensin. İktidar'da kim olursa çokta önemli değil, sonra Erdoğan'da bir zamanlar dost olduğu Esad ile Esed durumuna geldiğini' nelirtiyordular.
Evet, 1 Kasım seçimleri öncesi büroma gelen AB İnsan Hakları Komisyonu Üyesi 4 üye aynen böyle diyorlardı.
AB'li 4 üyenin bu cevapları karşısında şok olan ben biraz değil, tam kızıp, onları getirenler ile birlikte büromda kovmak için hazırlanırken, dayanamayıp, bir soru daha sordum.
Ve dedim ki; Ya insan haklarından falan vazgeçtim, sizin buralara kadar gelip, gezmeleriniz, otellerde kalmalarınız, uçak, araba paralarınızı nasıl karşılıyorsunuz? Yani sizi kim finans ediyor?' deyince bu kez hıng, mıngı da edemeyen biri İspanyalı parlamenter olmak üzere 4 AB'li İnsan Hakları Üyesi kızaran yüzleri ile 50 yerden gelen su getirircesine bu beklenmedik sorumu cevaplama çalışıp, al acele kalktılar.
Bende o yılların üzerime saldığı psikolojiyle 'şimdi dün Paris'te yaşanan ve Suruç ve Ankara cinayetini hatırlatan manzaraları görünce aklıma gelen bu sohbeti hatırlarken, Avrupa'nın göbeğinde, demokrasinin beşiği, koruyucusu 'Paris'e oh oldu' mu diyelim..' demeye ramak yaklaşmıştım..
Tabi ki oh diyemeyiz bu insanlık dışı katliamlara..
Ve ülkemizde Suriye'ye giden onca tırları, Urfa'da başta olmak üzere bölge vilayetlerinde tedavi olup, yeniden insan kesmeye, yakmaya, hatta boğazlayanları gidenleri unutup, 'Suriye ateşine odun taşıyan herkes çok yakında kendini aynı ateşin içinde bulmaktan kurtulamayacaktır.' diyen Erdoğan'ın bu sözlerinin, Paris katliamı öncesi tamamen bir tesadüf mü diye düşünmek en iyisi..
Evet, şimdi soruyorum, o günden bugüne sorun Erdoğan'da mı, iki yüzlü AB ve ulusalcılar ve bunca yaşananları hala anlamış, buna göre bir siyaset izleyememiş o dönemin HDP'sinde veya hala ABD ile AB'lere inanan bugünkü DEM'de mi?








