Beklenmedik bir anda son bulacağını düşünmeden yol aldığımız yaşam denen bu yolda bir anda gelen kara bir haberle hızla giderken tökezlenip, kendini yerde bulmak çok ama çok acı bir duygu olduğunu sanırım sizde iyi bilirsiniz...
Bilmem ama 'Acı haberi alıp, düşmek nedir?' dense sizin yürekten hissettiğiniz o ağır acının etkisiyle ağlamamak için direnirken yutkunup, nefes alamazsanız, sadece ve sadece 'sevdiğimi kayıp ettim' der ve kala, kalırsınız yerinizde...
İşte o acı anların birisini daha yaşadığım son 20 günde ele alamadığım yazılarıma yeniden dönerken beni bekleyen yazılarım içinde her hafta sonları ele aldığım ve iç dünyamı döktüğüm cumartesi yazılarımın da olduğunu görüyor ve bu yazıların yazıldığı cumartesinin yerini pazartesiye hatta uğurlu gün diye sevdiğim salıya yerini bıraktığını, hızla akan zamanı bir kayıpla daha kapattığımı da anlıyordum.
Ve o zamanın yarattığı olumsuz atmosferden kaçmak için dağ, taş yetmez zaten hep içinde olduğum sanal ortama, siyasi sohbet odalarından beni alan tewitterin yeni bir sohbet odasına kendimi vurup, hepsi birbirinden güzel sesli arkadaşların çalıp, söylediği türkü, şarkı, şiirlerini dinlerken kendimi buluyordum.
Ve acımı hafifletmeye çalışırken Özgür ve Piro adlı iki arkadaşın gece yarısı ellerine aldıkları sazın teline acı acı vuran iki insanın beni ve yaşadıklarımı hissedermişçesine söyledikleri türküleri eşliğinde yeniden yazılarımı yazıyordum.
Yazdıkça da iç dünyamı satırlara döktüğümü, gizli, gizli ağlamakta yorulan gözlerimle zorda olsa görüyor yanı başımda bulunan selpakla frenlemeye çalışırken...
Evet, bir kez daha cumartesiyi, pazartesiye hatta salının sabahına bağlayan yazılarımdan bir yenisini daha ele alırken aslında yaşamı boyunca bir çok sevdiğini kayıp eden bir insanın yaşadığı duygular eşliğinde yeni bir kayıpla yazmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyordum...
Çünkü, kalbim yetmez yüreğimde yanan ve korlanan ateşi bir yanardağ misali kusmamak için direniyorum, direndikçe de yorulup, yeniden kala kalıyordum kendimle baş başa bir kez daha kırılan kollarım, arayıp, bulamamakla yorulan ve bitap düşen ayaklarımla...
Çünkü aşk dedikleri, sevgi dedikleri duyguların en ağırı içinde bir kez daha bir kardeşini, ailesinin son beşiğini kayıp etmiş ve bugüne kadar kayıp ettiklerinin acısından daha ağırını yaşamış bir insan olarak derim ki;
Sevdiklerinize birlikte yaşarken sahip çıkın, sarılın, gitmesine izin vermeyin..
Çünkü beklemediğiniz bir anda yani aşkı anlatan yazıların yer aldığı bir cumartesiyi pazartesiye hatta salıya bağlayan bir gün, bir saatte, 'Sevdiğin gitti' deneceğini unutmayın..
Ve o sevdiklerinizin beklemediğiniz bir anda çekip gittiklerin de onları her saniye biraz daha çok özlerken 'seni, senden uzak yaşamakla neyleyim?..' deyip ağlarken seni bir kez daha yakmaktan öte bir şeye mehlem olmayan türküler, şarkılar, şiirler, ağıtlar eşliğinde ağlamanız, feryat etmeniz nafile derim..







