Gazeteciliğe adım arttırdığım Barış Bilgin’in yıllık izine ayrılması ile gazetelerin baskı işini yeniden yapmaya başlarken, bölgenin ilk ofset baskı makinamla da yeniden sevişmeye ve savaşmaya başladım..
Barış’a alışan ve beni hatırlamayan makinamla yeniden baskı yaparken, sayacını da ayarlamayı unutmuyor ve tüm hazırlıklar ardından kaç adet gazete basacağımızı hesaplayıp, şu an elinizde bulunan gazete kağıtlarını diziyoruz..
Ve tüm hazırlıklar ve bağlantıları yaptıktan sonra Şeyma kızımla birlikte baskıya geçiyorum..
Ve bir saat içinde önce Kuzey Doğu Anadolu’yu ardından Son Vilayeti basıyorum...
Baskı makinası dönerken gözümün biri sayaçta, diğeri makinanın diğer bölgelerini gezer..
Ve baskı bittiğinde katlamaya geçerim..
Ben bunları yaparken yeni dağıtım elamanın, yeğenim şu an mühendis olan Toprak’a gazetenin nereye, nasıl dağıtılacağını da uzun uzun ve tekrar tekrar tarif ederim..
Ve Toprak’ın katladığımız gazeteleri alıp, matbaada çıkışını izler geri dönmesini beklerim..
Uzun bir süre dönmeyen yeni gazeteci adayı Toprak’ı merak eder, nerede kaldığını sorarım.
Çünkü, 'Toprak acemidir.?' diye düşünürüm..
Evet her geçen gün büyüyen kent merkezinin resmi daireleri dışında hemen her esnafa dağıtılmasına uğraştığım gazetelerimizin baskı sayısı günlük bin ila bin 500 arasında olmasına karşın Ardahan merkeze yetmemektedir..
Ve sık sık yaşadığımız kağıt sıkıntısı dolaysıyla ‘Sende masa başında oturup, resmi kurumlardan, internetten gelen hazır haberler ile 10 gazete çıkarıp, bizim eşitliğimiz de resmi ilan alanlar ve kimsenin görmediği, bilmediği gazeteler gibi az bassan olmaz mı?’ diyen eşim ve patrondan fırça yerim..
Evet ya gerçekten Ardahan’da kaç gazete var ve bunlar kaç adete basıyorlar ve nerelere dağıtıyorlar ki ben bile göremiyorum..







