Taş Tapınaktan Gelen Sesler: Uğur Dede’nin “Rolerya”sını OkurkenDoğu YılmazBazen bir şiir kitabı yalnızca şiirlerden oluşmaz; doğduğu coğrafyanın hafızasını, yazarının hayat yolculuğunu ve insanın kendi içine yaptığı uzun yürüyüşleri de taşır. Ardahan İl Kültür Müdürlüğü görevinde bulunan şair ve yazar Uğur Dede’nin, gazeteci Fakir Yılmaz’a ithaf ettiği ve benim de okuma fırsatı bulduğum “Rolerya – Taş Tapınaktan Sesler” adlı şiir kitabı tam da böyle bir eser.Kitabın ilk sayfalarında yer alan biyografiye göre Uğur Dede, 1970 yılında Ardahan’ın Halilefendi Mahallesi’nde dünyaya gelmiş bir Ahıska Türkü. Ardahan’da başlayan eğitim hayatı onu Samsun’a, kültür ve sanat çalışmalarına, gazeteciliğe, televizyon programcılığına ve şiire taşımış. Ancak satırları incelendiğinde görülen şu ki; Dede’nin ruhu hiçbir zaman Ardahan’dan tamamen ayrılmamış. Kura’nın suları, yaylaların yalnızlığı, sınır şehirlerinin hüznü ve kadim kültürlerin izleri şiirlerinde yaşamaya devam etmiş.“Rolerya” ismi de bu anlamda dikkat çekici. Alt başlıkta yer alan “Taş Tapınaktan Sesler” ifadesi, okuyucuyu daha ilk sayfada tarihin derinliklerine götürüyor. Kitapta Petra’dan Kaf Dağı’na, Anka kuşundan Anadolu’nun kadim inançlarına kadar uzanan geniş bir kültürel coğrafya bulunuyor.Gençliğin ve Arayışın ŞairiKitapta beni en çok etkileyen şiirlerden biri “Gençliğin Öyküsü” oldu. Şair burada gençliği romantik bir çağ olarak değil, sorgulayan ve kendi savaşlarını veren bir dönem olarak anlatıyor.Şiirde geçen;“Tanrılarını öldürdüğü zaman bir genç”ifadesi aslında insanın hazır doğruları yıkıp kendi hakikatini aramasını anlatıyor. Şair, gençliğin özgürlüğünü sloganlarla değil, bedel ödeyerek kazanılan bir bilinç hali olarak görüyor.Yine aynı şiirde hayatın sonunda insanın kendisiyle hesaplaşacağını vurgularken, gençliğin geçici heyecanlarından çok iç muhasebesine dikkat çekiyor.Ardahan’ın İzleriKitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Ardahan’ın yalnızca bir mekân olarak değil, bir ruh hali olarak şiirlere yansımasıdır.“Babama Mektup” şiirinde geçen;“Kaç kez aldı mürekkebi Kura’dan”dizesi bunun en güzel örneklerinden biri.Kura Nehri burada yalnızca bir akarsu değildir; şairin hafızası, çocukluğu ve geçmişidir. Ardahan’ı ikiye bölen Kura, şiirde de geçmişle bugün arasında akan bir hatıra nehri haline gelir.Şairin babasına seslenişi, aslında bütün bir kuşağa sesleniş gibidir. Bu nedenle şiir yalnızca kişisel bir mektup olmaktan çıkar, kolektif bir hatıraya dönüşür.Tarih ve Medeniyet ÜzerineKitabın en farklı şiirlerinden biri ise “Petra”.Ürdün’deki antik kent üzerinden yazılan bu şiirde şair, taşların sessizliğini insanın yalnızlığıyla birleştiriyor.Petra’ya hitaben yazdığı satırlarda aslında şu soruyu soruyor:“Medeniyetler yıkılırken insan neyi koruyabilir?”Şiirin sonunda insanın kendi kalbine sahip çıkamamasını eleştirmesi, kitabın genelindeki manevi sorgulamanın da özeti niteliğinde.Ölüm ve YüzleşmeRolerya’da ölüm teması sık sık karşımıza çıkıyor.Bir şiirinde;“Önüm, arkam, sağım, solum kabristan”derken, ölüm korkusundan değil, ölüm gerçeğiyle yaşamayı öğrenmekten söz ediyor.Bu yönüyle Uğur Dede’nin şiiri karamsar değil; aksine insanı faniliği kabul ederek yaşamaya davet ediyor.Ölüm onun şiirlerinde son değil, hayatı anlamlandıran bir hatırlatıcı olarak yer alıyor.Helallik ve HesaplaşmaKitabın en güçlü şiirlerinden biri olan “Helallik”, insanın kendi vicdanıyla konuşması gibi.Şair;“İnandım üşüdüğüme
İnandım ısındığıma”derken insanın yaşadığı her duyguyu sahici biçimde kabul etmesini anlatıyor.Şiirin sonunda yer alan;“İnandım hakkının ödenmeyeceğine”dizesi ise bir kırgınlığın değil, insan emeğinin ve insan sevgisinin hiçbir zaman tam karşılık bulamayacağının kabulü gibi okunabilir.Sonuç“Rolerya – Taş Tapınaktan Sesler”, günümüz şiirinde çok sık rastlanmayan bir özellik taşıyor: Kendi coğrafyasından kopmadan evrensel olmaya çalışıyor.Uğur Dede’nin şiirleri bazen Ardahan’ın sert rüzgârları kadar yalnız, bazen Kura’nın suları kadar akıcı, bazen de Ahıska kültürünün derin hafızası kadar hüzünlü.Bu kitapta okuyucu yalnızca şiir okumuyor; Ardahan’dan Samsun’a uzanan bir hayat hikâyesini, bir kültür insanının iç dünyasını ve insanın kendisiyle yaptığı uzun yolculuğu da izliyor.Rolerya’yı bitirdiğimde aklımda kalan duygu, iyi şiirin bıraktığı o tanıdık histi:Bazı sesler taşlardan gelir; ama yankısı insanın içinde sürer.Haber Merkezi
İnandım ısındığıma”derken insanın yaşadığı her duyguyu sahici biçimde kabul etmesini anlatıyor.Şiirin sonunda yer alan;“İnandım hakkının ödenmeyeceğine”dizesi ise bir kırgınlığın değil, insan emeğinin ve insan sevgisinin hiçbir zaman tam karşılık bulamayacağının kabulü gibi okunabilir.Sonuç“Rolerya – Taş Tapınaktan Sesler”, günümüz şiirinde çok sık rastlanmayan bir özellik taşıyor: Kendi coğrafyasından kopmadan evrensel olmaya çalışıyor.Uğur Dede’nin şiirleri bazen Ardahan’ın sert rüzgârları kadar yalnız, bazen Kura’nın suları kadar akıcı, bazen de Ahıska kültürünün derin hafızası kadar hüzünlü.Bu kitapta okuyucu yalnızca şiir okumuyor; Ardahan’dan Samsun’a uzanan bir hayat hikâyesini, bir kültür insanının iç dünyasını ve insanın kendisiyle yaptığı uzun yolculuğu da izliyor.Rolerya’yı bitirdiğimde aklımda kalan duygu, iyi şiirin bıraktığı o tanıdık histi:Bazı sesler taşlardan gelir; ama yankısı insanın içinde sürer.Haber Merkezi















